Text Resize

-A +A

İran -Horasan'da yaşananların ardında ne var?

İran Horasan’da (İran’ın Afganistan sınırındaki bölgesi) halkın geçim, işsizlik, hükümetteki yolsuzluklar ve yaşam düzeyindeki kötüleşmeyi dile getirmek ve iktidara memnuniyetsizliğini dile getirmek maksadıyla 28 Aralık 2017’de başlayan protesto gösterileri tüm hızı ile devam ederken; İran halkını da ikiye bölmüş durumda. Zira bir kesim şiddet olaylarından endişelenirken, diğer kesim halkın sesini başka türlü duyuramayacağı görüşünde. İyi de İran halkı, yıllardır yaşadığı geçim sıkıntılarını yaşamalarına karşın memnuniyetsizliklerini neden şimdi protestolara dökmeye başladılar?

Bu sorunun yanıtına geçmeden evvel Batı medyasının ısrarla vurguladığı şu konuya değinmek isterim. 28 Aralık’ta Meşed (İmam Rıza’nın Türbesinin bulunduğu ülkenin üçüncü büyük yerleşimi), Bircand, Kaşmar ve Nişapur’da gerçekleşen gösterilerin; 2009 yılında gerçekleşen ‘’Yeşil Devrim’’ ile uzaktan yakından ilgisinin olmadığıdır. Zira 2009 yılında yaşanan gösterilerin ardında yatan ana sebep, Ahmedinejad’ın devrilip bir ABD yanlısı yönetimin başa getirilmesi söz konusuydu. Ayrıca o dönem de gerçekleşen protestoların ana ekseni Tahran ve İsfahan merkezli olup İran’ın egemen sınıfını da pek rahatsız etmiyordu. O dönem yaşanan protestolara katılım 28 Aralık’ta başlayan gösteriler kadar yoğun bir kitleyi bünyesinde barındırmıyordu.

İran - Horasan'da da yaşananların ardında P5+1 Mutabakatı mı var?

Bugün yaşanan ve yaşanmakta devam eden gösterilerin halk tarafından rahatsızlığı her ne kadar geçim sıkıntısı, yolsuzluk ve yaşam düzeyindeki adaletsizlik olmuş olsa da, ana nedeni iki temel nedende okumak çok daha sağlıklı olacak kanısındayım. Bunlardan birincisi 5+1 mutabakatı imzalanır imzalanmaz yaptırımların kalkacağı sözünü veren Şeyh Hasan Ruhani’yi hedef almaktadır. Oysa mutabakat imzalanmış olmasına karşın yaptırımlar hiçbir zaman kaldırılmadı. Aynı şekilde çevresindekilerin inanılmaz bir şekilde zenginleşmesi konusunda da eleştirilmektedir. İkincisi ise protestolarda bulunanların Ayetullah Ali Hamaney’i hedef almalarıdır. Ayetullah Ali Hamaney’i hedef almalarının arkasında da Ahmedinejad’a verilmeyen destek ve devletin tüm imkanlarını ve iradesini sadece Filistinlilerin, Hizbullah’ın ve Suriye’nin savunmasına harcamakla suçlamaktadırlar.

Peki nedir bu P5+1 mutabakatı? İSVİÇRE’nin Lozan kentinde P5+1 (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya) ülkeleri ile Tahran Yönetimi arasında uranyum zenginleştirmede kullandığı santrifüjleri 3’te 2 azaltıp elindeki uranyum stokunu 300 kg’a indirmeye ve plütonyum üreten ağır su reaktörünü sökmeye razı olduğu; uluslararası toplumun da bu uygulamaları sonrası İran’a yönelik yaptırımları kaldırmayı kabul ettiği mutabakattır.

Her ne kadar bu P5+1 mutabakatı İran ve halkı ayrıca bölge açısından bir başlangıç ise de bu mutabakatı benimsemeyenler de vardı. Bunlar Suudi Arabistan ve İsrail. Bu iki aktöre göre İran anlaşmaya varılan mutabakata uymayacağını ve nükleer silahlanması konusunda kendilerini tehdit ettiklerini düşünüyorlardı. İsrail Başbakanı Netanyahu, Trump’ın açıklamalarını ‘’İran'ın terörist rejimine cesurca meydan okudu" diyerek Trump'ı tebrik etmiş; Suudi Arabistan da Trump'ın "katı stratejisi"ni desteklediğini açıklamıştır. Hatta İsrail İstihbarat Bakanı Yuval Steinitz "İran'ın nükleer silah edinmesi tehlikesine karşı askeri harekat da dahil tüm seçenekler masada" diyerek tüm memnuniyetsizliklerini dile getirmekteydi.

Yeni ABD başkanı Donald Trump'ın, İran ile P5+1 (ABD, Çin, Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya) arasında 2015'te imzalanan anlaşmayı desteklemediğini, İran'ın anlaşmaya uymadığını belirtmiş ancak anlaşmanın sonlandırılması ya da yeniden müzakere edilmesi konusunda da herhangi bir görüş belirtmemişti. Trump’ın bu açıklamalarının ardından taraf ülkeler ve İran anlaşmanın arkasında durduklarını belirten açıklamalarda bulunmuşlar özellikle Almanya, Fransa ve İngiltere anlaşmanın 'ortak güvenlik çıkarlarına uyduğunu' belirterek ABD Başkanı Trump'ın bu adımından endişe duyduklarını dile getirmişlerdir. Rusya lideri Putin ise ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’ı agresif ve tehditkar bir dil kullanmakla eleştirmişti. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise Trump’ın açıklamalarına; ABD'nin hiç olmadığı kadar yalnız kaldığını ve  "Bir başkan çok taraflı ve yürüyen bir anlaşmayı kendi başına iptal edebilir mi? Görünen o ki Trump bu anlaşmanın sadece ABD ile İran arasında olmadığını bilmiyor" sert tepki göstermişti. Ve bu açıklamaların ardından tam tamına iki ay gibi bir zaman geçmişti ki 28 Aralık’ta adeta düğmeye basıldı.

Tarafların birbirlerine tarihsel bakışı:

Amerikan ve Acem egemen sınıflarının ilişkileri daima tutkulu yaklaşımlarla yol almıştır. 1979 İran Devrimi sırasında, ABD Başkanı Carter’ın yönetim ekibinde öylesine derin bir ayrılık vardır ki, Dışişleri Bakanı Cyrus Vance ve Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzeziński birbirileriyle öylesine çatışmışlar ki hatta Başkan kimin sözünü dikkate almazsa o istifa edecek iddiasına dahi tutuşmuşlardı. Ve bu bahis; Tahran büyükelçiliğindeki ajanların yakalanmasını ‘’rehin alma’’ olarak niteleyen ve onları kurtarmaya çalışırken başarısız kalarak gülünç duruma düşen ikincisi, birincisini mağlup edene kadar sürmüştür. Tahran’daki ABD Büyükelçiliğinde hiçbir zaman rehineler olmadı, söz konusu olan ajanların elçilikte suçüstü yakalanmasıdır. Bu olay ile birlikte ve bundan sonraki süreçte, Washington ve Tahran hattında, Brzeziński’nin gerçeklere dayanmayan medyatik yalanlarının sürekli güncellendiği bir döneme geçilmişti.

İran diplomasisinin ve acem halkının bakış açısı ABD ve İngiltere yönetimlerinin, ülkelerini sömürgeleştiren ve sömüren bir yırtıcı hayvan oldukları noktasında hiç değişmezken, dünyaya ahtapot misali çöreklenen bu iki gücü ‘’Küçük Şeytan’’ ve ‘’Büyük Şeytan’’ tanımıyla anmışlar ve İsrail’i de yanlarına katmışlardır. Ayetullah Ali Hamaney’e göre, onurlu her insanın bunların sapkın hareketleriyle mücadele etmelidir. Ancak öte yandan Anglosaksonlarda her şey o kadar kötü de değildir ve onlarla iş yapılmaması için hiçbir neden yoktur.

Oğul Bush yönetimi boyunca, Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in, Tahran’a saldırmak adına sürekli olarak Londra ve Tel Aviv ile defalarca komplolar düzenlediği artık ayyuka çıkmıştır. Hatta kızı Liz Cheney ve kirli operasyonlara imzasını atan Eliot Abrams adındaki kişi ile İran ve Suriye’de Siyaset ve Politika Grubu (Iran Syria Policy and Operations Group) adlı çok gizli bir oluşumu kurarlar. Bu oluşumda alınan bir dizi karardan ilki İran’a atom bombası atmayı, ardından da Gürcistan’da kiralanan havaalanlarından itibaren düzenlenecek bir İsrail hava saldırısını desteklemeyi öngörür. Ancak İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve ABD Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen, 2 Mart 2008’de Bağdat’ta gizlice görüşürler. Bu görüşme de ABD, Afgan Talibanlarını ve Saddam Hüseyin’i devirerek, İran’ın düşmanlarını onun yerine ortadan kaldırır ve bölgesel nüfuz alanına katkı sağlayarak İran ve Suriye’de Siyaset ve Politika Grubunda alınan kararı bertaraf etmiş olurlar.

Obama yönetiminde ise, Beyaz Saray 2009’da şu son zamanlarda Batı’nın sürekli ve ısrarla tekrarladığı yeşil ya da renkli devrimi örgütleyerek Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ı devirme girişiminde bulunur. Başarısızlığından ders alarak, eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani çevresinde bir araya gelen muhaliflerle ilişkiye geçer. 1983-86 döneminde, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi İran-Kontra Operasyonunu düzenler. O dönem Albay Oliver North ve operasyonların karanlık adamı Elliott Abrams, onları Rafsancani ile ilişkiye sokan milletvekili Şeyh Hasan Ruhani’den destek alırlar. Dolayısıyla da Obama yönetimi Mart 2013’te Umman’da onlarla müzakere etmeye başlar. Ve yapılan hokkabazlık sayesinde, Ahmedinejad’ın, Şeyh Ruhani’nin beş ay sonra kazanacağı Cumhurbaşkanlığı seçimine aday olması engellenir. Ruhani iktidara gelir gelmez, Umman görüşmeleri sırasında tasarladığı 5+1 mutabakatını resmi olarak müzakere etmeye başlar.

Trump’a gelince, seçim kampanyası boyunca sürekli olarak İran karşıtı sert bir söylem izlemeyi sürdürür. Bu yaklaşım aynı zamanda ABD Güvenlik Danışmanı General Michaël Flynn’in de savunduğu bir tavırdır. Oysa Donald Trump, başkan seçildikten ve Beyaz Saray’a yerleştikten itibaren ekibindeki halen CIA başkanlığını yürüten Mike Pompeo dışındaki tüm İran karşıtlarını temizler. Ancak Özel Kalem Müdürü General John Kelly, Savunma Bakanı General James Mattis ve Dışişleri Bakanı Rex Tillerson İran yanlısıdırlar.

Başkan Trump’ın seçimlerden önce Amerikan iç kamuoyuna verdiği mesajlar üzerinden bakıldığında Obama döneminde gerçekleştirilen İran-ABD P5+1 mutabakatını ortadan kaldırmasının yanı sıra İran Devrim Muhafızlarını da hedef alması belli ki devlet aklı ile değil tamamen CEO mantığı ya da manevrası ile hareket etmektedir. Ancak ne var ki bu eyleminin ardında sadece Amerikan iç kamuoyuna mesaj vermekten öte bir de işin İsrailli ve Suudi Arap müttefik/ortaklarını rahatlatmak(!) bir nevi korumak adına da hareket ediyor olabilir. Bunu ilerleyen zamanda görmek için İran’da Devrim Muhafızlarına karşı uygulanacak yaptırımları beklemekte fayda var. Bakarsınız bu varsayımlar hedef alınan devrim muhafızlarına yönelik herhangi bir girişimin olmamasıyla; Trump’ın kargaşadan beslenen bir şirket yöneticisi mantığıyla başarı elde edeceğine inanmakla sınırlı da kalabilir.

Ayrıca; dünya da hangi ülke de olursa olsun, iktidarı, kötü yönetimi eleştirmek, insanca yaşamak isteklerini dile getirmek (şiddet dışında) kadar demokratik bir eylem kötü olamaz. Ancak bu eylemlere, protestolara destek verenler ABD, İsrail ve Suudi Arabistan yönetimleri ise bir kez daha düşünmekte fayda var derim.

Ömer Kalaycı/Istanbul

1 Ocak 2018

 

MAGAZİN& KÜLTÜR

Mega Yıldız - Cevdet Yıldız
Pazar, 17.06.2018
Almanya'da yaşayan ve Mega Yıldız adıyla sahnelerde boy gösteren şarkıcı Cevdet Yıldız, 24 Haziran seçimleri dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan'a destek için hazırladığı eserine bir klip çekti...

MEKANLAR&LOCATIONS

Perşembe, 02.11.2017
TARSUSLU sanatçı Sait Yıldız'ın ''Yara Kaldı'' türküsüne çektiği klibin kutlama yemeği, Gürkan Özer'in işlettiği Mönchengladbach'ın ünlü restoranı Blue Angel'da gerçekleşti. 46 yılı bulan sanat...

TOPLUM- GESELLSCHAFT

Duisburg Wanheimerort’ta çocukların bayram çoşkusu
Cuma, 22.06.2018
DİTİB Türk İslam Cemiyeti Duisburg Wanheimerort Ayasofya Camisi ‘Minik Suffa’, ‘Karanfil’ ve ‘Papatya’ çocuk eğitim gurupları din görevlisi ve eğitmen Havva Öztürk öncülüğünde ve veliler eşliğinde...

BİLİM & TEKNİK

Almanların hidrojenli uçağını bir Türk firma yapacak
Çarşamba, 25.04.2018
Almanya'nın hidrojenle uçacak ilk uçak projesi için görevlendirdiği 3 firma arasında Bursa'dan da bir firma bulunuyor. Almanların eğitim ve spor uçaklarında saygın markası olan AQUILA'yı 2016 yılında...

YEMEK KÖŞESİ- KÖSTLICHKEITEN

Hünkâr Almanya’da
Cuma, 18.05.2018
Rakı dünyasına hızlı bir giriş yapan Hünkâr Rakı Almanya’da sevenleriyle buluşuyor. Yemekli toplantılarla rakı severlere tanıtılan Hünkâr Rakı, Almanlar tarafından da beğeniliyor. Almanya’nın...

DERNEKLER- VEREINE

Almanya’da kilise cemaati lokalinde iftar
Pazartesi, 11.06.2018
Almanya'nın Gelsenkirchen kentinde Protestan Apostel Kilisesine bağlı Bulmke Cemaatinin lokalinde bir iftar yemeği verildi. Emekli rahip Herbert Barthold inisiyatifinde ve Türk Alman Yardım Sevenler...